Kur'ân Termolojisine Göre Fıkıh ve Fakih

| |defa okundu : 13
  • Post on Facebook
  • Share on WhatsApp
  • Share on Telegram
  • Twitter
  • Tumblr
  • Share on Pinterest
  • Share on Instagram
  • pdf
  • Çıktı al
  • save

Kur'ân Termolojisine Göre Fıkıh ve Fakih

Kısa bir süre önce, Kur’an termonolojisine göre cahiliye kavramını, cahili toplumun nitelik ve özelliklerini, Kur’an'ın sunduğu ilahi alternatifleri ve benzerlerini bir sosyal kavram modeli olarak sunduk.

Şimdi başka bir örnek olarak İlim Havzasına ait olan bir kelime (fıkıh) ile ilgili Kur'ân anlayışını ele almak istiyorum. Bizim ilahiyat anlayışımıza göre fıkıh, şeriat hükümlerini kapsayan ilimdir, ancak Kur'an termonolojisinde yüce Allah tebareke ve tealaya dair bilgi ve marifet anlamında olup açıkça görüldüğü üzere ikisi arasında herhangi bir doğal gereksinim olmadığı gibi aralarında var olan orantı ilişkisi, eksikgirişimlik ilişkisidir.

Ayet-i Kerime’de şöyle denilmektedir:

[فَلَوْلاَ نَفَرَ مِن كُلِّ فِرْقَةٍ مِّنْهُمْ طَآئِفَةٌ لِّيَتَفَقَّهُواْ فِي الدِّينِ وَلِيُنذِرُواْ قَوْمَهُمْ إذا رَجَعُواْ إِلَيْهِمْ لَعَلَّهُمْ يَحْذَرُونَ]

Öyleyse onların her kesiminden bir grup da, din konusunda köklü ve derin bilgi sahibi olmak ve döndükleri zaman kavimlerini uyarmak için geri kalsa ya! Umulur ki sakınırlar.[1] Uyarma ve takvanın, şeriat hükümlerini bilmekten neşet etmediğini, bilakis uyarmanın kaynağı, kalpte oluşan ve kişiyi, şeriat hükümlerini öğrenmeye ve uygulamaya sevk eden takva ve marifetten sonra meydana gelen ruhsallık, özsellik ve ussallıktır. Sen kendin de bunu deneyimleyebilirsin. Fıkıh kitaplarını oku ve baştan sona kadar onlarda derinleş, kalbini beslediğini veya onda herhangi bir uyarı ve takva durumunu oluşturduğunu görüyor musun? Termonolojik anlamda fakih olduğu halde, dünyaya sımsıkı bağlanan ve yüce Allah tebareke ve tealadan tamamen uzak bir hayat yaşayan o kadar çok insan var ki!

Kur’an, şu fakihin haberini bize hikaye ediyor:

[وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ الَّذِيَ آتَيْنَاهُ آيَاتِنَا فَانسَلَخَ مِنْهَا فَأَتْبَعَهُ الشَّيْطَانُ فَكَانَ مِنَ الْغَاوِينَ، وَلَوْ شِئْنَا لَرَفَعْنَاهُ بِهَا وَلَكِنَّهُ أَخْلَدَ إِلَى الأَرْضِ وَاتَّبَعَ هَوَاهُ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ الْكَلْبِ إِن تَحْمِلْ عَلَيْهِ يَلْهَثْ أَوْ تَتْرُكْهُ يَلْهَث ذَّلِكَ مَثَلُ الْقَوْمِ الَّذِينَ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا فَاقْصُصِ الْقَصَصَ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ]

Kendisine âyetlerimizi verdiğimiz hâlde, onlardan sıyrılıp da şeytanın kendisini peşine taktığı, bu yüzden de azgınlardan olan kimsenin haberini onlara anlat. Dileseydik o âyetlerle onu elbette yüceltirdik. Fakat o, dünyaya saplanıp kaldı da kendi heva ve hevesine uydu. Onun durumu köpeğin durumu gibidir: Üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur; kendi hâline bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte bu, âyetlerimizi yalanlayan toplumun durumudur. Şimdi onlara bu olayları anlat ki düşünsünler.[2] Fıkhın, Yüce Allah’ın tanıma anlamında olduğuna dair kanıtlardan biri de, ayet-i şerifelerde yerinin kalp olarak zikredilmiş olmasıdır, zira hakiki anlamda Yüce Allah’ın marifetinin yeri kalptir. Buna mukabil şeriat hükümlerini yeri, akıl ve ustur. Yüce Allah şöyle buyuruyor:

[رَضُواْ بِأَن يَكُونُواْ مَعَ الْخَوَالِفِ وَطُبِعَ عَلَى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لاَ يَفْقَهُونَ]

Onlar geride kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte olmaya razı oldular ve kalpleri mühürlendi. Artık onlar anlamazlar.[3] Bir başka ayette Yüce Allah şöyle buyuruyor:

[لَهُمْ قُلُوبٌ لاَّ يَفْقَهُونَ بِهَا]

Kalpleri olup da bunlarla anlamayan.[4]

Bu nedenle de, ayet bu fıkhı, yani yüce Allah, yaratılış ve dönüş hakkındaki kesin bilgi ve marifeti, gücü on kat çoğaltmanın nedeni  kılmıştır. Yüce Allah şöyle buyuruyor:

[يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ حَرِّضِ الْمُؤْمِنِينَ عَلَى الْقِتَالِ إِن يَكُن مِّنكُمْ عِشْرُونَ صَابِرُونَ يَغْلِبُواْ مِئَتَيْنِ وَإِن يَكُن مِّنكُم مِّئَةٌ يَغْلِبُواْ أَلْفاً مِّنَ الَّذِينَ كَفَرُواْ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لاَّ يَفْقَهُونَ]

Ey Peygamber! Mü’minleri savaşa teşvik et. Eğer içinizde sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) yüz kişi bulunursa, inkâr edenlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir kavimdir.[5]

Hadis-i Şerifte Allah Resulü’nden (s.a.a) gelen şu rivayet bu anlamı pekiştirmektedir. Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

ألا أخبركم بالفقيه حقاً؟ من لم يقنط الناس من رحمة الله ولم يؤمنهم من عذاب الله ولم يؤيسهم من روح الله، ولم يرخص في معاصي الله ولم يترك القرآن رغبة عنه إلى غيره، ألا لا خير في علم ليس فيه تفهم، ألا لا خير في قراءة ليس فيها تدبر، ألا لا خير في عبادة ليس فيها تفقه.

“Size gerçekten fakihin kim olduğunu söyleyeyim mi? İnsanları yüce Allah’ın merhametinden ümitsiz kılmayan, onları yüce Allah’ın azabında da güvende olduklarına inandırmayan, Allah’ın rahmetinden ümit kesmelerine neden olmayan,  yüce Allah’a isyan etme ruhsatı vermeyen ve Kur'an'ı bırakıp diğer şeylere rağbet etmeyen! Biliniz ki; içinde anlayış olmayan ilimde hayır yoktur. Biliniz ki; içinde tedebbür olayan tilavette hayır yoktur. Biliniz ki; içinde tefakkuf (kavrama, anlama, marifet) olmayan ibadette hayır yoktur.”[6] Vesail kitabında bu şekilde geçiyor, ama hadisin başka bir kaynağı[7] daha vardır ki, orada şu ekleme bulunmaktadır:

فإنه إذا كان يوم القيامة نادى مناد: يا أيها الناس إن أقربكم من الله تعالى مجلساً أشدكم له خوفاً، وإن أحبكم إلى الله أحسنكم عملاً، وإن أعظمكم عند الله نصيباً أعظمكم فيما عنده رغبة، ثم يقول عز وجل: لا أجمع لكم اليوم خزي الدنيا وخزي الآخرة، فيأمر لهم بكراسي فيجلسون عليها، وأقبل عليهم الجبار بوجهه وهو راض عنهم وقد أحسن ثوابهم.

“Kıyamet günü geldiğinde bir münadi şöyle nida eder: ‘Ey insanlar, aranızda yüce Allah’a en yakın olanınız, Allah’tan en çok korkanınız, yüce Allah’ın nezdinde en sevimliniz, en güzel amellerde bulunanınız, yüce Allah’ın nezdinde en büyük nasibe sahip olanınız ve yüce Allah’ın indindekilere en çok rağbet edeninizdir.’ Daha sonra yüce Allah azze ve celle şöyle buyurur: ‘ben bugün sizde dünya ve ahiret utancını toplamayacağım.’ Bunun üzerine kendileri için kürsüler konulur ve üzerine otururlar. Cebbar olan Allah, onlardan razı olarak ve sevaplarını en güzel şekilde vererek mübarek vechi ile onlara nazar eder.”

  Görüyorsunuz ki, fakihin özelliği Yüce Allah tebareke ve tealaya yakınlaştıran her şeydir. Müminlerin Emiri (a.s) şöyle buyuruyor:

كانت الفقهاء والحكماء إذا كاتب بعضهم بعضاً كتبوا ثلاثاً ليس معهن رابعة: من كانت الآخرة همته كفاه الله همه من الدنيا، ومن أصلح سريرته أصلح الله علانيته، ومن أصلح فيما بينه وبين الله عز وجل أصلح الله فيما بينه وبين الناس.

“Fakihler ve bilge adamlar, birbirleriyle yazıştıklarında, üç şey yazarlardı ve dördüncü bir şey yazmazlardı: Yüce Allah tek kaygısı ahiret olan kişinin dünyadaki endişesine kafi gelecektir, yüce Allah, gizliliklerini ıslah eden kişinin, alaniyetini ıslah edecektir ve yüce Allah, Allah tebareke ve teala ile arasını düzelten kişinin, insanlarla arasındaki ilişkilerini düzeltecektir.”[8]

Ebu Hasan’dan (a.s) gelen bir hadiste ise şöyle buyrulmaktadır:

من علامات الفقه الحلم والعلم والصمت، إن الصمت باب من أبواب الحكمة وإن الصمت يكسب المحبة وإنه دليل على كل خير.

“Hilim, ilim ve sessizlik fıkhın işaretlerindendir. Sessizlik bilgeliğin bir kapısı, sessizlik sevilmeye vesile olur ve her hayrın vesilesidir.[9]

Hisal ve Emali’den nakil ile Vesail’de geçen ve Allah Resulü’nden (s.a.a) rivayet edilen iki hadisin bir araya getirilmesi ile söz konusu anlam elde edilebilir. Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyuruyor:

صنفان من أمتي إذا صلحا صلحت أمتي وإذا فسدا فسدت أمتي: الأمراء والفقهاء.

“Eğer ümmetimden iki grup düzelirse, ümmetim düzelir ve eğer onlar bozulursa ümmetim bozulur: yöneticiler ve fakihler.”[10] Emali’den aktarılarak Vesail’de, alimler yerine kariler geçmiştir. Karilerin sıfatları ile ilgili aktaracağımız hadisi buna eklediğimiz de, zikredilen anlamı elde edeceğiz.

Kur'ân termonolojisindeki fakih ile İlim Havzasına ait terimde fakih arasında eksikgirişimlilik ilişkisi bulunmaktadır, zira kişi, İlim Havzası termonolojisine göre fakih olmadığı halde Kur’an termonolojisine göre fakih olabilir, çünkü  havza ilimleirnde yüksek derecelere ulaşmadığı halde, apaçık kerametler sahibi birçok Allah velisi arif bulunmaktadır ve bunun tam tersi de olabilir;  zihni teoriler, metodolojik ve zihinsel fikirler ve fıkhi konularda, meselelerin en ince ayrıntıları hakkındaki bilgilerle dolu olduğu halde, kalbi yüce Allah’ın zikri ile ma’mur olmayan, nefis tezkiyesi ve yüce Allah tebareke ve tealaya götüren uygun sulükler, içi temizleme ve kalbi paklaştırma ile ilgili en basit konu hakkında bile ona soru sorulduğunda şaşırıp kalacak biri bulunabilir. Böyle kişiler, Kur’an termonolojisine göre fakih değiller. En kamil olanlar, fıkıh ve usul ilimlerinde yüksek bir konuma, irfanda asil bir yere ulaşmış olan kutsal bilginlerimizin yaptıkları gibi, söz konusu her iki anlamı da kendisinde toplayanlardır. Zaten şu hadisle kast edilenler de onlardır: الفقهاء أمناء الرسل Fakihler, peygamberlerin eminleridir.”[11] İşte hadis-i şeriflerin asil anlamlarını kaybetmemek için Kur'an gözlüğü ile onlara bakıp anlamamız gerekmektedir.



[1]. Tevbe, 122. 

[2]. A’raf, 175-176. 

[3]. Tevbe, 87.

[4]. A’raf, 179. 

[5]. Enfal, 65. 

[6]. Biharu’l-Envar, c. 2, s. 49. Bab-u Sıfatu’l-Ulema ve Esnafihim, h. 8. 

[7]. Medinetu’l-Belaga, s. 98. Caferiyat kitabından aktarmış.

[8]. Hisal, s. 129. Bab, 3. 

[9]. İhtisas, 232. 

[10]. Bu hadisin kaynağı kKitabın başında zikredildi.

[11]. Biharu’l-Envar, c. 2, s. 36. H. 38.